...

Şiir dediğin nedir ki? İki anın aynı mısrada öpüşmesi...


Brokoli

Pazar, Aralık 07, 2014

Adam ve Kadın 10.11.2014'den kalanlar (Aşık Atışması 5) (sene-i devriye)*

Adam:
sözcüklerim ait olmuş sana ansızın
gittin, her şeyim'e sahip bulamıyorum
gece körüydü gittin, kumları yıkadı rüzgar
ay ışığındayım, izini göremiyorum

Kadın:
dizelerim bomboş ya kıyamıyorum
kıyamıyorum doldurmaya beyazımı
yalnız hiç birşeyime bulamıyorum eş
hep eksik birşeyler ayazı bile yıkamıyor hiçliğimi

Adam:
kağıttan gemiler yüzdürüyorum odun ateşinde
izliyorum batışını bir cenaze gibi
karı bırak dolu yağsa üstüne
bozkırda kül, külde siyah, siyahta sen

Kadın:
eziliyorum ağırlığında bencilliğimin
hadi gitme soğuk dışarısı gir yine koynuma desem
ayıp olmaz mı seni bekleyene
saklasam bir parçanı kendime olmaz mı

Adam:
sus şimdi, dudaklarıma anlat derdini
bi tut böyle, kaynar kazanında ısıt beni
bi geçir pençelerini
dokunmadığın saç telim kalmasın kadın

Kadın:
ellerim küçük benim kaybolur saçlarında
korkularım büyüdü sen görmeyeli
yine ısıtsan ya nefesinle her zerresini tenimin
kanatmayı da seviyorum bilirsin sırtında izlerim

Adam:
sığdırsam gök kokan ellerini kemikli gögsüme
dudakların düşse o sırada dilime
aşıklaşsam yine bir gece teninde
kaybolurum, aybolu, ybol der diyemez agzım

Kadın:
ben toplarım senin hecelerini meraklanma
arasıra dağıtırım odalarıma
saklambaç oynarım sessizliğinle
yine sana sobelenirim

Adam:
durma, etme tereddüt tek bir kez
hani bazı geceler istemsiz dönüyorum ya sırtımı sana
öyle bir sarıl ki
kazı kalp atışlarını sol omzumun arkasına

Kadın:
 bir şey var sende anı gibi, koku gibi, umut gibi bir şey
tam kulağınla boynunun birleştiği yerde
orada savunmasızsın sevdiğim
seni tam da orandan seveceğim



Pazartesi, Kasım 10, 2014

Adam ve Kadın 20.09.2014'den kalanlar (Aşık Atışması 4)

Adam:
ıhlamurdan kopan, dökülen dillerini özledim
kayıp günlerin sonuncusuydu sanki
şişesi köşede, sohbeti baş tacı
hissetmek yeterince güzeldi, ayaklarının sıcaklığını belimde

Kadın:
sol kolumda tik taklarken saatim
sol yanımda atmıyor kalbim
özledikçe yalnızlığımı
 dökülen yapraklarıma kızıyorum

Adam:
hatunların en zarifiyle öpüşmeye hazırlanırcasına
sildim dudaklarımın kıyısındaki eski beni
tadını biliyordum, acıydı yeterince
o acıyı, aktaramazdım.
haketmeyen hatun zarif'e

Kadın:
bitmiş bir kadeh kadar acı
özlem dolu neşeli günlere
hasretine sürgün günlerce
aktaramazsın uğraşma boşuna
hissizliğin en kıyısına gömdüğün hisleri

Adam:
üç zayıf noktam vardı o gece
biri oydu
takibinde digeri ve öbürü de oydu
kargaların en kötü haberi vereni geldi
saat sona tiktaklaşıyordu
karga, yelkovanı oydu
akrebi sag bıraktı.
öyle bir geceydi ki, belki an gelecek, akrep kendini sokacaktı

Kadın:
gezdimse acımadan en zayıf noktalarını
sevdiğimden kanırtmayı ve kanatmayı
biliyorum en kötü yaraların iyileşmeyecek acıtmadan
en kart seslisi kargaların benim olsun bana gelsin sesi
ağırlığı altında ezilirim
yine de vermem kötüsünü haberin

Adam:
esnetirken saatler yorgun ruhunu
henüz bulunmuş bir kayıbın tazeliginde
saçını kaşıyış sesini özleyeceğim belki döndüğümde
sızıp kalmış vakur bedenimle
yahut özlemin uyutmadığı halsiz adem olarak
unutmayacağım

Kadın:
ağır ağır yükselecek duyguların bilirim
belki nefretin belki hüznün galip gelecek
ama ben yine yalnızlığı seçeceğim
bir saç teline hasret uykularımdan
kim bilir hangi kabusları göreceğim

Adam:
bir kemik var yüzünde, bana ait sanki
bana gören, beni gelen, bana seven
içinde saklananı belli olmayan karanlıklardan yükselen nağmeleri boşver
konuşanı sustur, çalanı durdur, çalışanı kapat
sol köprücük kemiğinin altına kulak ver

Kadın:
durmuyor ki nağmeleri sol yanımın
sevdiğim benim al da notalarımı
bir kez olsun rahat edeyim
al dizelerimi bir kez olsun düşünebileyim
ne ben olurum nağmesiz
ne de sen seversin beni ne nağmesiz ne dizesiz

Adam:
avuçlarımın arasındakine iyi bak
gözlerini iyi kapat geceleri
arasına sakladığım yıldızlar açmasın uykunu
iki parmağının arasından
kayıp düşüşü gibi
en yüksek kara parçasından
ap ağır bir kuş tüyünün
saatin bolluğundan ferini yitirmiş
ahşap sıcak bir aydınlık gibiydi
içimdeki sen

Kadın:
sen sakla saçlarıma yıldızlarını
geceler boyu uykumu hediye et
kendinden al, bana ver gecelerini
ağıtlarım yankılanır sessiz odalarımda
sert bir acı kırılır, sokaklarda sesi duyulur saklayamazsın
şimdi sen sakla yıldızlarını, ben bulamam
çünkü biter ya birgün o yıldızlar
onların bitmesine dayanamam

Adam:
yazasımız vardı bu gece
en yoğununu, başkalarının gözünde
en tutkulusunu
dudaklarının dokunası gelmişti dizelerime
yer yer ıslak, yer yer sıcak, yer yer bir intihar cesaretiyle
dokunası gelmişti

Kadın:
yazdık lakin bitmedi dizeleri
ne sen sona gelebilirsin ne de ben
aldatırcasına en saçma hayallerim
inkar edemiyorum gecelerimi
bir ağır ya bu gece duygularım
duyduğun duymadığın yalanlarım
söylemem utanırım günahlarımı
sen affet ben yine yaparım
kırpıştırırken kirpiklerini zaman
ölüm yine kop koyu bir gerçek şu an

Adam:
dizemin kulakları sağır
heceleri ruhsuz,
bademcikleri yeni alınmışcasına soğuğuna muhtaç ellerinin
ve küçük bir hanım efendi edasıyla
küçük yeşil duvarlarını haşırdatarak tanıdı hayatını
öyle özledi ki onu , bindiği salıncağı sallarken
tekrar dokunsun sırtına diye elleri
hep geriye gitmek istedi

Kadın:
onsuz da olmuyor işte bak
zamanın, bir yanı aksak zamanın
ilerliyor da tekliyor
sen hiç sallandın mı
kop koyu gözlerinde insanların
özlemiyle yanarsa bir, bir dizelerim
anlatırsan hiç yaşanmamış olayları
o zaman inanacak bana boş suretler
dışı dolu içi kof bilmişler
bilsem şu dakika terketmeyi tek düzeliğini hayatın
dizelerimi de alır yolun dışına çıkarım




Çarşamba, Kasım 05, 2014

Kış

dalga dalga yayılır yalnızlık
hisler paylaştıkça çoğalır
öncesi bir boşluk
sonrası kavurucu bir ateş

ah saçları dolanır boynuma
yağlı urganım olur kurtulamam
rüzgarları dolar içime
hangi penceremi kapatsam ısınamam

darağacımın cılız neşesi
daha eğilmemiş tazeliği
içimi ısıtır ya yaşamın kiri
ben yine kendimi temiz sayarım

bulutlarım ufkumda kayboluyor
yazık ki ağlayanım olmayacak
alkışları çınlıyor kavakların
belli ki bu kış sert vuracak





Cuma, Ekim 10, 2014

Tedavi *

Neden sonra bilemem
Bitiveriyordu ya acılar
Ağlayıp haykırıp sakinleşen dalgalarımla
Ve tüm sessizlik de bitince
Saçlarınla başlıyordu hayat

Bu muydu derdimin çaresi
Kokun yankılanır boş odalarımda
Soğuk ve ıslak ruhumu
Sesin ısıtır ya koyusunda gecenin
Ben senin gibi tedavi görmedim

Zaman kısıtlı,  zaman kısır
Ne vakit ki kollarını getirsem aklıma
Esiverir bir ayaz göğsümden tüm vücuduma
Yayıldıkça dalga dalga korkularım
Karanlığıma küfrediyorum

Sonra saçlarınla ve yine saçlarında
Başlıyor umut
Küçük yeşil bir filiz gibi
Aydınlık ve neşe dolu
Yoklukta bir ziyafet adeta

Beklentisiz tasasız kucağına sığınıyorum
Büyüyorum, orada yaşlanıyorum
Ağır ağır açılıyor ruhumun perdeleri
Apaçık gerçekliğinde çıplak kalıyorum
Kuruyup düşünüyor kabuklarım sesinle
Kalp atışlarınla, nefesinle iyileşiyorum

                                                                                05.10.2014

Cumartesi, Eylül 13, 2014

Toprak

bir yaz akşamında
yaşlı bir çınarın yaprağı olarak
düştüm soğuk toprağına
çırpınmak faydasız

beni besleyen de sensin
öldürüp gömecek olan da
benimle başka yaprakları beslemen
çok acımasızca olmayacak mı?

sen benim korkumsun
sen benim neşemsin
sen sebepsizce yaptığım şeylersin
sen benim hiçimsin

yeşilim de başladı dönmeye ölüm sarılarına
 oysa ki vardı daha vaktim
senden ne bekleyebilirim
ne umabilirim senden

bir duygu bu kadar iğrenç olabilir mi?
sen seç kaderimi toprağım
biliyorum senin acımasız ellerin
kıyacak benim yemyeşil yarınlarıma


Cuma, Ağustos 29, 2014

Sonsuzum Ben

sonsuzum ben biliyorum
benden birşeyler kalacak
bunun inkarı olmaz çocuk
hissediyorum işte

bir çiçekte açacak kırmızılarım
hayallerim mavi olacak ama
üzüntülerim de mor
binbir farklı çiçekte yaşayacağım

belki pervasız bir hayvan yer beni
ilk defa ölmüyorum sonuçta
olsun dünya hala benimle
düşünsene sonsuz bir döngüsün sen

dünya vazgeçmez hiçbir bedenden
ben beden miyim sadece
düşüncelerim ne olacak ben gidince
peki düşünmediklerim ne olacak

yok mu daha zaman düşünmeye
zaman ve ben arkadaş
yanılsamanın mucididir zaman
beni yanılsamayıver zaman

bırak biraz daha gezeyim akılları
uzatayım rüyaları ve döndüreyim kabusları
anlatayım birkaç öykü
kimisini uyandıryım derin uykulardan

bırak beni bırak da adamları adam edeyim
düşünedurayım saatlerce hiç birşeysiz
anlamak için değil düşünmek için sadece
anlamaya ne hacet var


Perşembe, Ağustos 14, 2014

Düşünme

 Uzakları daha da uzaklaştırıyorum bu gece. Sözüm ona yetebilen konuşmaların sonunu getiriyorum. Arttırıp saatlerimden biriktirdiğim günlerim yokluğumda harcanıyor. Parçalanıyor bulutlarım güzelim yağmurlarım gidiyor ecnebi memleketlerine ağlamaya. Benim yerim değil mi acaba burası. Hayır benim yerim bu kağıt, bu kalem, bu düşünceler... bunlar hep benim işte onlar neredeyse ben oralıyımdır. Kesin bir toprağım yok benim. Beni kendine bağlayan bir aşkım, ayrılığım yok. Huzurla uyuyup uyanabileceğim bir çatı yok. Belirsiz bir toprak parçası, isimsiz bir bayrak yeter bana. Uzaklarım daha uzak olsun diye hep bunlar. Uçurumlarım kararsın gittikçe yarılsın derinlerime diye. Belki lanet bir gökkuşağı mutluluk saçar üzerimde. Mendebur şey sanki biz istedik gelsin diye. Yok arkadaş herkesin el ele tutuşup mutluluk şarkıları söylediği bir yer hayal kurma. Kim isterse öyle bir yer çıksın karşıma çünkü bir şeyin zıddı yoksa kendisi değersizdir. Şimdi sen diyeceksin lüzumsuz yere ''eee ne yapalım yani mutsuz mu olalım?'' bana neden soruyorsun derim sana.
 Saçmalamayın bu kahrolası yerde sahip olmadığını istemekten daha gerçek bir şey yok. Bir şey vardır değersizdir. Yoktur ondan değerlisi de yoktur. Bu böyle ben nereye gitsem ya da nerede yoksam benim durumumu değiştirmez. Yer, zaman, kişi, eylem bunlar düşünmek için saçma şeyler. Düşünmekten başka bir şey yapamayacağın şeyler hakkında düşün. Yarın ne giyeceğin kimsenin umurunda değil mesela takma kafana. Sosyal statü lügatımıza ne zaman girdiyse de o zamana lanet olsun. Kim bilir kaç saat durup dolap karşısında düşündün ne giyeceğini o kadar zamanda millet atom bombası yapıp milyonları öldürdü. Tabi bu örnek çok acımasız oldu. Çok da pasaklı olma ama hayatının en önemli şeyi değil o düşündüklerin onu diyorum. Düşünme onları sadece uygula.
 Uygulanamayacak eylemleri düşün, en azından yarım saat içerisinde uygulanamayacak. Zamanını boşa harcama kıymetli o. Sıkma canını diyemeyeceğim sana çünkü dinlediğin ilk vasat aşk şarkısında beni neden kimse sevmiyor triplerine gireceğine eminim. Kısa kesmek gerekirse çık sokağa iki selam ver mahalleliye, düşünme. Giy üzerine bir şey, düşünme. Seviyorsan git öp, düşünme. Yemek mi yiyeceksin en az hangisinden yediysen ondan ye bu sefer, düşünme. Ama sen bana gelip düşünmen gereken şeyler hakkında düşünmeye vaktin olmadığını söylersen çok ayıp olur canımın içi. Ben sana mutsuz ol demiyorum ''mutsuz olmaya çalışma, aksi yönde çabala'' diyorum. Usanma direnmekten. Şimdiye kadar direnmeden, çabalamadan neyi aldıysan ikinci günü bıkmadın mı zaten.
 Bu sebeple benim uzaklarım uzak, uçurumlarım derin, gökyüzüm bulutludur çünkü direnmezsen yaşamanın ne kıymeti var.




Cuma, Ağustos 08, 2014

Karadul

ben şafaklarda nefes alırım
bilmiyorum rahatım nedir
günleri değil şafakları sayarım
zihnim düşüncelerimin istilasına uğrar

korkarım ben karanlıktan
gel gör en yakın dostum oldu
yalnızlıktan korkarım ben
ama her gece yatağa onunla giriyorum

kan gibi kırmızı bir fikir çıkar aklımdan
durduramam ya olur öyle şeyler
atlatmaya ramak kala
düşerim yine bir karadulun ağına



Cumartesi, Temmuz 19, 2014

Sevgilim *

Hayali bile güzel sevgilim
Dokun yaksın ellerin
Tenimde gezinsin tenin
Ve son kez unut

Unut ki benim olabilesin
Çünkü ben unuttum herşeyi
Edep ahlak neymiş acının yanında
Gel bırak kokunu dağınık yatağımda...

Cumartesi, Haziran 28, 2014

Bir şey


çığlık çığlığa bir şeyler var içimde
susturmaya çalışmıyorum
alıştım ondandır belki de aldırmazlığım
nedir bu diye sormuyorum

usul usul  büyütüyorum
masallar okuyorum her uykusuna
ama aynadaki aksimden bile saklıyorum
bağırsa da kimselere anlatmıyorum onu

yavaş yavaş taşıyor içimden
karartıyor dokunduğu her yeri
dokunduğu her şeyde daha da büyüyor
hissediyorum bir şeyler yaşıyor içimde

anlamaya tenezzül etmeyeceğin
anlasan da istemeyeceğin
kendime bile itiraf etmeye utandığım
bir şeyler ölüyor içimde

Çarşamba, Haziran 04, 2014

Unutmak (Özlemek)

 Bazen düşünüyorum çabucak unutulan bazı şeyleri. İçim ürperiyor. ''Ben de unutulur muyum acaba?'' sorusuyla çınlıyor kulaklarım. Anlamsız bir hızla akan bir nehir gibi hayat, akıyor aktıkça sarsıyor, sarstıkça düşüyor birileri ve akan suda gözden uzaklaşıyorlar. Yada yaşayanlar çok hızlı ilerliyor ve yorulan yoklukta dinleniyor sonsuza kadar. Bilmiyorum ne oluyor sonrasında, hayal gücümü kullanıyorum ama çok meçhul be kardeşim hayat. Mesela ben şimdi yaşıyorum ya, kim biliyor benim yaşadığımı? Ölebilirim şu dakika, yarın, bir ay sonra, elli yıl  sonra... Belki de ölmüşümdür. Toprağın altında çürürken gencecik bedenim, kahrolası bir solucanın rüyasında düşünüyorum bu zırvaları, hayvana da yazık ama.
 Manasız sorularım yine beynimi kemiriyor durdurmak imkanlı değil bu şartlarda. Anlata anlata bitiremediğim, yakınıp durduğum, isteyip ulaşamadığım her şey ve dahi hiçbir şey, bir anda anlamsız kalacak. Biliyorum çok anlamsız şeylere de kafa yordum. O ejderha yumurtasından daha kıymetli zamanı, kahvaltıda bitirmişim ve iki öğün var daha önümde.
 Ne yapmalı?
 Yapacak bir şey mi var canını sevdiğim? Kim dönmüş o yoldan.
 Bana soracak olursan ben ölümsüz olmak istemezdim de zaten. Düşün bir kere, sen yaşıyorsun ama ölmedik insan kalmıyor çevrende, iğrenç bir lanetle çevrili her yanın. İstemem ben böylesini hatta evvela ben ölmek isterim yada hadi gelin hep beraber ölelim. Daha kolay kimse kimsenin acısını yaşamasın.
 Bir de öteki dünya var. Öyle hemen yargılama ben inanırım öteki dünyalara. Cennet, cehennem, ceza, adalet kavramlarının en doğrusunun öğrenileceğine inanırım ama düşünsene bir daha o zihnindeki düşünceler, aşklar falan ne olacak onlara. Ben merak ederim benim işim bu.
 Madem bu kadar adaletli bir eleme olacak e hadi öldük de zaten ama özlem olmayacak mı yani öteki dünyada? Özlem duyduğun insan, varlık neyse işte o da mı gelecek yada bir yansıması mı gelecek benimle hak edersem? Bak yine daraldı içim. Ölümden sonra bile özlerim ben bırak şimdiyi, geçmişi, geleceği. Sana ne diyorum kulak ver iyice. Ölüm diyorum, sonrası diyorum. Ben özlerim ölürken de, ölümden sonrada diyorum...


Çarşamba, Mayıs 07, 2014

Nedir?

 Nedir bu huzursuzluk? Geceleri bana büyük gelen yatağımda beni uyutmayan nedir? Bir zamanlar sıcacık olan yatağımı şimdi buz gibi yapan yalnızlık da neyin nesi? Gece ile gündüzü birbirinden ayıran bu incecik, bıçak gibi keskin fark nedir?
 Yalnızlık damarlarımda akmakta direnen bir sıvı gibi artık.Uçsuz bucaksız karanlıkta gözlerim ha açık, ha kapalı ne fark edecek? Görsem boş yatağı ne değişecek? Kalbim kırık çünkü yalnızım, her zamankinden de  yalnızım ve anlatamıyorum kimseye derdimi. En zoru da bu değil mi? Ağzımdan ufacık bir kelime dökülse ortalık mahşer yerine dönecek. Sen misin benim kıyametim, yoksa ben mi kendi kendimin kıyametiyim anlamadım.
 suçlu kim? suç ne? anlamadım anlamayacağım. sensizlikten bahsedip duruyorum ama ben seninle olmayıda bilmiyorum ki. Sen hiç benim olmadın, hiç benimle olmadın. Sen hiç o sarıldığın güvenli kollardan ayrılamadın.


Pazartesi, Nisan 21, 2014

Sen Ağladığın Zaman *

Sen ağladığın zaman
Yağmurlar gibi ağlıyorsun
Damla damla başlayıp
Birden hızlanıyorsun durdurana aşkolsun

Sen ağladığın zaman
İnsan şemsiyesiz sokaklara atmak istiyor kendini
Damlalarında yavaş yavaş ıslanmak
Yüreğini seninle yıkamak istiyor

Sen ağladığın zaman
Gökgürültülerinle inliyor gökyüzüm
Önce bir ışık hüzmesi gibi yüzün
Ardından feryadın hıçkırıklarına karışıyor

Sen hiç ağlama ama
Ağladığında göğsümde ağla istiyorum
Çünkü biliyorum en fırtınalı günlerin ardından
En gözalıcı gökkuşakların çıkacak

                                                                           10.04.2014

Cumartesi, Nisan 05, 2014

Kapı *

sonsuzluğa uzanan kapılarım
hep sen geleceksin diye açık
bir önemi var mı yokluğumun
beklemek en güzeli değil mi



her gece açık kapılarım ama
beklemek son bulmalı burada
sen ben ve tek bir sonsuzluk
ikimize de yeter sevgili

geç kapılarımdan utanmadan
cesarete gerek yok korkma
kaldır aramızdaki duvarlarını
aç perdelerini girsin ışığım içeri

sadece uzat elini ne olur
bu gece son bulmalı beklemek
sevdiğim benim zehrim benim
bu gece ne olur gir kapımdan

Cuma, Mart 07, 2014

Gitme


gitme diyemedim sana
o son dakikalarda
havada asılı kaldı sözcükler
artık hiç silinmeyecekler

gitme deseydim değişir miydi sonuç
döner miydin bana koşarak
sarılır mıydık filmlerdeki gibi
sonsuza dek mutlu mu yaşardık

ama gitme diyemedim
ve sen hiç geri dönmedin
kaç kez aşkında intihar etti yapraklar
ve kaç kez ağladı ağustos böcekleri







Cuma, Şubat 28, 2014

Seni düşünmek...


yeni biçilmiş çimen kokusu
güzel bir şaraptan alınan ilk yudum
kaliteli ipekten bir gömlek
ve bir bahar rüzgarı

seni düşünmek
düşünmekten ibaret değil

her seferinde tadıyorum seni
kokun nefesime karışıyor
tenindeki pürüzler parmakuçlarımda
sesin bir şarkı kulaklarımda

seni düşünmek
düşünmekten ibaret değil

ibadet etmek gibi
ilahi bir görev gibi
ağlayıp sakinleşmek gibi
bir bebeğin ilk kez anne diyişi gibi

seni düşünmek
düşünmekten ibaret değil

güneşe çıplak gözle bakmak gibi
tatlı sert ölüme inat gibi
yada uykunda ölmek gibi
seni düşünmek yaşamak gibi



Cuma, Şubat 07, 2014

Adam ve Kadın 03.01.2014'den kalanlar (aşık atışması 3)

Adam:
kadınım
yalandı bir haftalık dudakların biliyorum
biz olamazdık, denedik
lakin gidiyorum simdi
düşmeden fikirlerimizin arasındaki koca uçurumdan
düşürmeden seni
gidiyorum

Kadın:
taştan yapılma değilim ben
her şeyim değildin biliyorum
ama önemliydin sanki
hep bir parçam eksikti de
sen mi tamamladın yoksa
ben mi kaybettim parçalarını birer birer

Adam:
daha fazla yormayacağım dudaklarını
her şeyindim bile sanamıyordum yanındayken
geleceğimiz olsun isterdim lakin bırak esmeyi
gürlemedin bile kadınım
duamdır varsa şu inanılan
benim gibi seveni bulamazsın umarım
sanırım ancak böyle anlayabilirsin beni
ki bu bana yeter
fazlasında, fazlanda yok gözüm

Kadın:
ben kapkara bir buluttum
ama sen anlamadın
yağmak istesem de
yağamadım üzerine
yağabilirdim
bir bir düşebilirdim üzerine
sırılsıklam edebilirdim seni
elmacık kemiklerinden ruhuna dökülebilirdim
sen hiçbir zaman anlamadın ve ben hiçbir zaman yağamadım

Adam:
kuştum ben
korkarım yağmurdan
yağma ihtimalinden
bir kez ıslanırsa kanatlarım
duramam düşerim yükseklerinden
kuştum ben küçük kanatlılarından
kalbini yuvam sandım
ama vurdular beni yolda
yuvama varamadım

Kadın:
işte buydu bütün sorunumuz
sevdiğim benim, sevgilim benim
benim sevgim sana iyi gelmiyor
ben seversem incitirim seni
tutmasaydım kendimi
ıslanacaktın sağanaklarımda
belki de kalbime varmamandı kurtuluşun
belki de hiç karşıma çıkmamandı

Adam:
ama korkma
kaçtı der geçersin
gitti demek kolaydır hep
varsayılan cehennemin en yüksek alevli tarlalarında bekleyeceğim seni
sevdiğim benim, sevgilim
umarım hiç gelmezsin

Kadın:
korkum sevmemek değil
sevmek bu sefer
çünkü ben sevdiğim zaman
acımıyorum nefesine
son zerresine kadar benim olsun istiyorum
kendisinden kıskanıyorum sevdiğimi
mazeretlerim kendime
ama izin verirsen sevdiğim
bu sefer senin için
gelmeyeceğim

Adam:
bana lazımsın
kollarının arası
teninin serini, sıcağı
göğsünün o anne kokusu
saç diplerinin huzuru ile
bana lazımsın
bitmiş aşk şarabı sanırım dünyada
ya da ben yoruldum aramaktan
sarhoş olmadan idare edemez miydik sevdiğim
kendimizden geçmeden
yapamaz mıydık sevişmeden
güzel iştir sevişmek fakat söyle
yapamaz mıydık karşılıklı sevmeden

Kadın:
sevmeden olur mu
nasıl derim sana sevdiğim
tenime değdiğinde
parmak uçların yakmıyorsa tenimi
ne lüzumsuz bir sevişmedir öylesi
                                             
                                         İspanyol Brokolisi & İpsiz Giyotin (2014)

 

Çarşamba, Ocak 29, 2014

Ela *

ela bir soğuk içimi titretiyor
zihnimi donduruyor kalbimi kırıyor
cam bir bardak gibi tuzla buz her yanım
acıtmıyor ama üzüyor

taşlaşıyorum yavaşça
güvercinlerim ölüyor ela
veriyorlar kıymetli nefeslerini soğuğuna
telaşlı günlerimin sonu geliyor

hissediyorum ela
artık hissedebiliyorum sensizliği
bir şeyler daha yok oluyor karanlığında
baharlarım uzak, kışlarım yakınlaşıyor

uyku ve ölüm kardeş ela
ama uyumak istemiyorum
sen varken karşımda
ölüm daha tatlı geliyor


Pazar, Ocak 19, 2014

Saklambaç

kırmızı bir renk gözlerim
sere serpe uzanmış hissizliğe
çocuklar saklambaç oynuyor ellerimde
parmaklarıma sobeleniyorlar

kimisi ağlıyor gizli köşelerimde
benim gizlim saklım yok sevgilim
bakma sen onlara
bazısını annesi çağırır erkenden
üzülür eve dönerken

üzülme çocuk ne olur
git şimdi kızmasın annen
yarın mutlaka gel ama
lakin yarın da gelmezsen
ben sobelerim kendimi sana

Salı, Ocak 07, 2014

Adam ve Kadın 30.12.2013'den kalanlar (aşık atışması 2)


Adam:
sözlerinle yerinden söktüğüm
kalbimi aldım koydum altın bir tepsiye
sunmak üzere uğruna koşup yorulduğum
bensiz senliğe tökezledim düştüm,
tepsiyi aldın, kalbimi koydun yere

Kadın:
bilseydim eğer kalbinin değerini
seni de başkalaştırmasaydım
ucuzlatmasaydım seni de
belki de gözüm görmezdi altın tepsiyi bile
 
Adam:
sevmedin öyle baktın gözlerime,
üşüdüm, üşürken düşündüğüm tek şeydi sıcaklığın
uzandım, af dileyerek göğsüne
paçavralarını yırtıp ısıtayım seni diye
çıplaktı ellerimden huzursuz ruhun
değdi mi peki? bana tercih ettiğin, sıcak katili ellere?

Kadın:
gençliğime veremem hatalarımı
günahlarımı satamam hayata
ödünç aldığım aşkını ödeyemem zamanla
affedebilir misin beni bu kadar acıdan sonra
ne pişman olmaya hakkım var
ne de yeni bir şans istemeye

Adam:
istediğim tek şeydi aynı yatakta ağlamak
seninle kötü gecen bir günün ardından
usulca sevişerek karma karışık duygularla uyanacağın
sabaha bir tepsi sunacağım, içinde bal, çay, papatya

Kadın:
alamam zamanı geri
biliyorum güzel olabilirdi
ama ben her zaman ki gibi yanlış olanı seçtim
ve ellerim senin tahmin ettiğinden daha kirli sevgilim

Adam:
düşünsene müsaitsen
ucuz bir uçak biletiyle gitmişiz Roma'ya, Paris'e
gündüz yanımda sen, gece yanında ben
bir elimde kirli elin, bir elimde şarabım
dudaklarımda ise, senin şarabın
hadi istemiyorum seni de kirletmek de...
ben razıydım, sen alışamadın beni yakından sevmeye

Kadın:
gariptir insan hep ister bir şeyler
ulaşabilir mi meçhul sevebilir mi bilinmez
yapabilir mi bilmiyor kimseler
ama hayal etmek bedava
ben hayal bile edemiyorum seni
utanıyorum kendimden
aklıma geliyor evvelim susuyorum
ayıp buluyorum isteklerimi
şımarık buluyorum
bencil buluyorum

Adam:
evvelimizden bahsedeceksek
ve beni seviyorsan sevdiğim üzgünüm,
kalbin delik senin, pıhtılaşmış öngörün göremiyorsun
ehemmiyetsizliğini diplerdeki evvelimin

Kadın:
gözlerim sana örtülü
kop koyu bir geceyle
yırtıp geçemiyorum gündüzüme
ama bilemezsin sen tanıyamazsın
kimseye anlatamadım
söyleyemedim utancımdan
eğer anlatsaydım sevdiğim
beni sen bile sevmezdin

Adam:
kan çanağı olmuş senin sözlerin
işitmeyeli, hissetmeyeli
kanıtlaması en zor ve saçma şeydir sevgi sus,
sevdim, severdim, seviyorum seni.

Kadın:
ben sevemiyorum kendimi
sen nasıl sevebilirsin aklım almıyor
mantığım kabul etmiyor inanmıyorum
ben kendimden nefret ederken
sen beni sevmemelisin

Adam:
umursamadan söylediklerini bir şey soracağım
sevdiğim bir hayal mı kuruyoruz, kaçış mı arıyoruz
yoksa kendimizi birbirimize itiraf mı ediyoruz
böyle gecelerde..?

Kadın:
bilmeni ve bilmemeni istiyorum
unutamıyorum yalanlarımı
ama korkuyorum kabullenmeye
işlediğim günahlarımı bana her sırtını döndüğünde

                                             İspanyol Brokolisi & İpsiz Giyotin (2013)
 
 



 
 
 

Cumartesi, Ocak 04, 2014

Vazgeçtim


vazgeçtim renklerimden
bahar gibi yeşillerden
güneş gibi sarılardan
okyanus gibi maviden

vazgeçtim saf beyazımdan
kan kırmızımdan
aşk gibi pembeden
inanç gibi siyahtan

vazgeçtim yazdan
ılık rüzgarlarından
yaz yağmurundan
serçelerimin şarkılarından vazgeçtim